Yusuf ŞAHAN

Toplumsal Çürümenin Aynası

Yusuf ŞAHAN

Öncelikle Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerinde meydana gelen üzücü olaylarda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyourm. Rabbim bir daha yaşatmasın.

Bir toplumun geleceğini görmek için uzun siyasi analizlere, ekonomik tablolara ya da büyük anketlere her zaman ihtiyaç yoktur. Bazen bir okul koridorunda yaşanan küçük bir kavga, ülkenin içine sürüklendiği ruh hâlini bütün çıplaklığıyla anlatmaya yeter. Son yıllarda Türkiye’de okullarda artan şiddet olayları, akran zorbalığı, öğretmene yönelik saygısızlık ve fiziksel saldırılar artık münferit hadiseler olmaktan çıkmış, daha büyük bir toplumsal sorunun yansıması hâline gelmiştir. Karşımızdaki mesele yalnızca gençlerin öfkesi değil; toplumun genelinde büyüyen tahammülsüzlüğün, değer kaybının ve sosyal çürümenin eğitim kurumlarına yansımasıdır.

Şunu açıkça kabul etmek gerekir: Çocuklar ve gençler, içinde yaşadıkları toplumun aynasıdır. Evde sürekli gerginlik gören, ekonomik baskının aile içi iletişimi zehirlediğine tanık olan, televizyon ekranlarında bağırış çağırışı normalleştiren, sosyal medyada hakareti gündelik dil olarak öğrenen bir neslin okula daha sakin ve yapıcı bir ruh hâliyle gitmesini beklemek gerçekçi değildir. Bugün öğrencinin arkadaşına vurduğu tokat, aslında toplumun birbirine gösterdiği sabırsızlığın küçük bir kopyasıdır.

Bir zamanlar okul, çocuğun sadece bilgi aldığı değil; karakterini geliştirdiği, arkadaşlık kurduğu, dayanışmayı öğrendiği güvenli bir alandı. Şimdi ise bazı okullar için güvenlik kameraları, disiplin soruşturmaları ve şiddet haberleri daha sık konuşulur oldu. Koridorlarda yankılanan sesler artık sadece çocuk kahkahaları değil; bastırılmış öfkenin, ilgisizliğin ve değersizlik hissinin dışa vurumu hâline geldi. Bu durum eğitimciler için de aileler için de alarm niteliğindedir.

Sosyal çürüme dediğimiz kavram, aslında bir toplumun görünmeyen fay hatlarının kırılmasıdır. Saygının azalması, empati eksikliği, bireyselliğin bencilliğe dönüşmesi, hızlı başarı arzusunun sabrı yok etmesi ve dijital dünyanın şiddeti sıradanlaştırması bu çürümenin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sosyal medya platformlarında şiddet görüntülerinin kolayca yayılması, gençler için saldırganlığı bir güç gösterisi gibi sunabiliyor. Bir kavganın video hâline getirilip paylaşılması, şiddeti sadece yaşanan bir olay olmaktan çıkarıp bir “gösteri” unsuruna dönüştürüyor.

Burada ailelerin sorumluluğu kadar yetişkin toplumun da büyük payı var. Çocuklara sürekli “saygılı ol” derken, onların gözleri önünde trafikte kavga eden, komşusuna tahammül etmeyen, farklı düşüneni düşmanlaştıran bir yetişkin dünyası inşa edersek verilen nasihatin hiçbir anlamı kalmaz. Çocuk sözden çok örneğe bakar. Büyüklerin öfkesi küçüklere miras kalır.

Eğitim sisteminin de bu noktada kendini sorgulaması gerekiyor. Başarıyı sadece sınav puanı üzerinden ölçen, öğrencinin duygusal gelişimini ikinci plana atan bir anlayış, öfke yönetimi ve empati gibi temel insani becerileri ihmal ediyor. Oysa bugünün gençlerinin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, duygularını doğru ifade etmeyi öğrenmektir. Bir çocuğa formül ezberletmek kolaydır; fakat onu sabırlı, anlayışlı ve vicdanlı bir birey olarak yetiştirmek daha büyük bir emek ister.

Bugün gelinen noktada artık görmezden gelinemeyecek bir başka gerçek de okullarda fiziki güvenlik ihtiyacıdır. Eğitim yuvaları elbette sevginin, bilginin ve rehberliğin mekânı olmalıdır; ancak artan şiddet olayları karşısında güvenliğin kurumsal olarak güçlendirilmesi de bir zorunluluk hâline gelmiştir. Birçok okulda giriş çıkışların kontrolsüz olması, dışarıdan kişilerin kolayca okul bahçesine girebilmesi ve kriz anlarında profesyonel müdahale eksikliği ciddi riskler doğurmaktadır. Bu nedenle okullara eğitimli güvenlik görevlisi istihdam edilmesi artık bir lüks değil, öğrencinin ve öğretmenin can güvenliği için temel bir ihtiyaçtır. Güvenlik görevlisi yalnızca kapıda bekleyen bir personel değil; olası şiddet olaylarını büyümeden önleyebilecek, okul yönetimine destek verecek ve caydırıcılık sağlayacak önemli bir unsurdur. Nasıl ki hastanelerde, adliyelerde ve kamu kurumlarında güvenlik vazgeçilmez görülüyorsa, geleceğimizi emanet ettiğimiz okullarda da aynı hassasiyetin gösterilmesi şarttır.

Ekonomik sıkıntılar, gelecek kaygısı ve toplumsal kutuplaşma da gençlerin ruh dünyasını doğrudan etkiliyor. Geleceğe dair umutları zayıflayan, kendini değersiz hisseden, sürekli rekabet baskısı altında büyüyen gençler, zaman zaman bu sıkışmışlığı şiddetle dışa vurabiliyor. Bu yüzden okulda yaşanan her kavga, yalnızca iki öğrenci arasındaki anlaşmazlık değil; çoğu zaman toplumsal baskının genç ruhlarda oluşturduğu çatlağın görünür hâlidir.

Bugün kendimize şu soruyu dürüstçe sormak zorundayız: Çocuklarımızı sadece sınavlara mı hazırlıyoruz, yoksa hayata mı? Eğer onları sadece akademik başarıya odaklayıp karakter eğitimini, değerler eğitimini, sosyal gelişimi ve psikolojik desteği geri plana itersek; diploma sahibi ama öfkesini yönetemeyen bireyler yetiştirmiş oluruz.

Okullardaki şiddeti azaltmanın yolu yalnızca disiplin cezalarını artırmaktan geçmez. Asıl çözüm; aile, okul ve toplum üçgeninde yeniden güven, saygı ve empati kültürünü inşa etmektir. Öğretmenlerin yalnız bırakılmadığı, rehberlik servislerinin güçlendirildiği, ailelerin bilinçlendirildiği ve çocukların kendini ifade edebildiği bir eğitim atmosferi kurulmadan bu sorunun köklü biçimde çözülmesi zordur.

Çünkü okul koridorlarında büyüyen öfke, aslında toplumun derinlerinde biriken kırgınlığın sesidir. Eğer bugün bu sese kulak vermezsek, yarının sokaklarında, iş yerlerinde ve ailelerinde çok daha büyük bir toplumsal kopuşla karşılaşabiliriz. 

Unutmayalım: Bir toplum önce dilini, sonra vicdanını kaybeder. Şiddetin okul sıralarına kadar indiği bir yerde asıl sorgulamamız gereken, çocuklardan önce onlara bıraktığımız dünyadır.

Okul Koridorlarında Büyüyen Öfke: Toplumsal Çürümenin Aynası

Yazarın Diğer Yazıları